John Coltrane: Efsane Saksafon Ustası

John Coltrane: Efsane Saksafon Ustası

Efsane Saksafon Ustası John Coltrane…

Caz tarihinde 1950 – 1960 yıllarında olağanüstü saksafon çalma yeteneğiyle bilinen John Coltrane o tarihten bu yana insanları derinden etkileyen bir müzisyen olarak bilinir. Doğaçlama teknikleri ve müziğindeki geliştirdiği kavramlar yalnızca müzik otoriteleri tarafından değil zamanının piyanistleri, gitaristler, trompet yorumcuları tarafından etüt edilen sanatçı olmuştur. Coltrane 50’li yılların başında tanınmış bir müzisyen değildir. Adının duyulması 1955 yılında ünlü müzisyen Miles Davis’le çalışmayla başlar.

İcra ettiği müziklerde ustaca doğaçlamalar yapan Coltrane, sert dokulu ve geniş müzik tonlarına geçiş yaparak tizlerde ve pes seslerde çaldığı enstrümanına son derece hâkim olan saksafon üstatlarından olmuştur. Coltrane hızlı ve olağanüstü bir tona sahip saksafoncu olmaktan ötedir. Coltrane yapısal olarak kendini denetleyen ve icra ettiği müziğini mercek altına alan, ciddi çalışmalarda bulunan, mizahtan uzak bir sanatçı olarak tanımlanıyor. Bunlar o kadar mükemmel boyutlara gelmiştir ki müzik kariyerinde zayıflık gösteren tek bir detay yoktur. Coltrane bu özellikleriyle Charlie Parker’ın kopyası gibidir. Saksafonundan çıkan nağmeler oldukça akıcıdır. 50’lili yıllarda yeni tarzıyla yaptığı müziklerde notaları dikkatlice seçen müzisyenin yapıtları diğer ustalar tarafından kopyalandı. Coltrane’ ın zor akorlara olan derin ilgisi Coleman Hawkins’i etüt ettiğine işaret eder. Müzisyenin etkilendiği diğer müzisyenlerden biri de Duke Ellington’un solocusu Johnny Hodges olmuştur. Her ikisinde de ortak özelliklerin bulunduğunu hisseder. Ton derinlikleri ve süslemeler Hodges’te de vardır. Parçalarının içindeki tiz sesleri bir merdiveni çıkar gibi çalarak icra etmesi Hodges modelidir. Her iki müzisyenin en önemli ortak noktası baladları çok iyi çalmasından kaynaklanır.

Coltrane 1960’lı yıllardan itibaren yeni bir akımla ortaya çıkar. Bu önemli özellik tiz olan notalarda ağlamaktır. Bu çalış tekniğini uzun yıllar kullanır. Earl Bostic’ten etkilenerek müziğini icra eder. Multiphonic seslerde usta kabiliyete sahip olan Coltrane birçok frekansın aynı anda duyulduğu sesleri çıkartır. Multiphonic ses sistemi olarak adlandırılan bu tarzda sesler yer yer akor çalınıyormuş havasını vermektedir. Miles Davis’in grubundan önce hiç kayıt yapmayan Coltrane gruba girdikten sonra tanınmaya başlamış ve Miles Davis’in ona olan destekleriyle stüdyo çalışmalarına girmiştir. Coltrane Davis’le uzun süren sahne çalışmalarında bulunmuştur. Miles Davis’ten 1957 yılında ayrılan usta saksafoncu Thelonious Monk grubunda çalmaya başladı. Bu grupta oldukça tecrübe kazanır. Monk tenor saksafonda bir notadan fazla nota çalan usta bir tenor saksafoncudur. Coltrane birlikte çalıştıkları zamanlarda aynı akorlarda uzun doğaçlamalarda bulunmuş, müziklerine farklı bakış açıları getirmiştir. Coltrane bu uygulamalarını da Monk grubundan ayrıldıktan sonra “Steamin”, “Workin”, “Cookin” ve “Relaxin” adlı albümlerle sergilemektedir.

Coltrane’ın 1960 yılından önce yorumladığı parçalar karmaşık akorlardan oluşmaktaydı. Bu akorlara yeni akorlar ekleyerek aynı ritmin değişik tarzını ortaya çıkarmaktaydı. Eddie Willson’un 16 ölçüden oluşan bestesi ”Tune Up”daki ritim ve akorları ikiye katlayıp yorumlamıştır. Bu akorların üzerine farklı bir melodi katarak parçayı “Countdown” olarak isimlendirdi. Coltrane için önemli olan bulduğu yeni akorların kalitesi ve ne şekilde doğaçlamada bulunduğuydu. Denemeler üzerine deneme yaparak tonlara uymayan akorları yan yana koydu. Jazz’a olan en büyük katkısı ise bir gamı üçe bölüp “Three Tonic System” yorumlarıyla armonilerde yenilik yarattı. Coltrane bu tarzda doğaçladığı parçalarda akorların her tonunu itinayla işleyerek duyurur ve bu akorların üzerinde çaldığı gamlara son derece hâkimiyet kazandırmıştır. Ancak 1960 yıllara gelindiğinde Coltrane tarzının tonları yumuşamıştır. Ritim ve melodileri hala keskin, sert, köşeli ve keskindir. Ama müziklerinin ana dokularında yumuşamış armoni renkleri daha açılmıştır. Soundlardan çıkan özgüven artan bir özelliğe bürünmüştür. Bu yepyeni akım birçok kişi tarafından Coltrane’ın müziklerinde ruhani bir güç olduğunu düşündüler. Çünkü solo kısımları çok uzun çalıyordu ve bu güce sahip müzisyenlerden biriydi. Dinleyiciler büyük ustayı hızlı ritimlerde yorumladığı parçalarıyla bilir. Coltrane  jazz tarihindeki en büyük güce sahip balad yorumlayıcısı olmuştur. Balad parçalarında uzun notalara derin derin üfler. Aralıkları kusursuz ve detone olmadan geçer. En iyi bestelerinin çoğu baladlardan oluşmaktadır. Bu parçalar 1964 yılında kaydettiği “Wilse One”, “Lonnie’s Lament”, “Dear Lord” olarak dünya müzik listelerine girdi. Coltrane 1965 yılında “Ascension” adıyla bir albüm çıkardı. Soundları Ometta Coleman tarzındaki “Free Jazz”a yakınlıkta bir çalışma oldu. “Ascension” albümü yüksek tansiyonlu bir albüm olarak dünyaca tanındı. John Coltrane 1965-1967 yılları arasında meslektaşı Pharoah Sanders’la birlikte pek çok albüm çalışmalarında bulundu. Bu çalışmalarında modasal tarzlardaki yaklaşımların caza büyük katkıları olmuştur.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ